GEBELİK NEDİR

"Gebelik  nedir" ?  sorusuna   herkesin vereceği   yanıt, çok  basit ve  yalındır.  “Gebelik”, bedensel ve ruhsal  olgunluğa  ulaşmış karşı cinslerin  üreme  iç dürtüsü ile   yaşadıkları  cinsellik  sonrasında  kadın vücudunda  yuvalanmış olan  döllenmiş  yumurtanın büyüme ve gelişmesi ile  özellenen “annelik” durumudur. Ancak  “gebelik”  ve “gebelik  sürecine”  bu  kadar   yalın  ve basit  anlamlar  yüklemek  de   bir  diğer bakışla   gebeliği  gerektiği  gibi algılayamamak  anlamına gelir. Biraz  geniş ve birazda  çok boyutlu düşünüldüğünde,  gebelik çok  büyük  mesajları ve  anlamları içeren büyük bir  olaydır. Evren de  yaşamı, yaşamın  doğuşunu ve   yaşamın  gizemli evrimini  gözler  önüne   sermektedir. Gebeliğin oluşumu ile bebeğin  doğumu  arasındaki  süreç,  günümüzde  bile  bilinmeyenlerle  dolu  bilgiler yumağıdır.  Her annenin   gebeliğini sağlıkla  sonlandırmak ve  sağlıklı  bir  bebeği  doğurtmak uğraşısı içinde  olan bir  doğum hekimi olarak   gebeliğe   farklı noktalardan  bakmaya çalıştım.

 

“Gebelik”, tek  hücreden insan gibi  mükemmel bir organizmaya geçişin   tekrarlanabilen ve  gözlenebilen   evrimsel   gösterisidir.

Dünyamızda,  2 milyar  yıl önce    suda   başlayan tek hücreli  yaşamın  su  yüzüne  çıkışı  çok  daha  geç dönmelerde olmuştur. Günümüzden yaklaşık 1 milyar  600 milyon yıl önce, hayvanlar aleminin  başlangıcını  teşkil  eden  bakterilerin  ortaya çıktığı, Güney Afrika,  Groenland ve  Avustralya’daki  tortullarda bulunan fosillerde çekirdeği bulunan   ökaryot hücrelerin varlığı ile   jeologlar tarafından  ortaya konulmuştur. Tek  hücrelilerde  hücre  çekirdeğinin oluşması, çok hücreli  organizmaların oluşumuna zemin  hazırlayan  “genetik yük ve belleğin”  nesilden geçmesini  sağlayan  evrim basamağında önemli  bir aşamadır. Bu  sayede yer yüzü  yaşamı  hızla değişime  uğramış, doğal  yaşı   600 milyon yılı geçen  kayalarda çok  hücreli  canlılara ait  fosillere rastlanmıştır. Takip  eden  yıllarda, hayvanlar  aleminde  hızla  bir  çeşitlenme  dönemi başlamış ve  günümüze  kadar 2-3 milyon  türe  ulaşmıştır.

 Çok hücreli türlerin çeşitlenmesi  ve bu çeşitliliğin günümüze  ulaşmasında,  ve  hatta  bundan sonra da  sürdürülebilmesinde   “cinsellik “önemli bir işlev üstlenmiştir. Yaşamın değişimci ve devindirici gücü olan “cinsellik”  aynı zamanda eşler  arasında da toplumsal  bağları da  kurmaktadır.  İşte  bu  bağın ilk  ve  en güçlü  halkası  “gebelik”  ve   doğum ile  ortaya  çıkan  bebektir. Gebelik  ve doğum sayesinde, “yaşam”, her  defasında  kendisini  yeniden  üretmektedir. Üstelik bu kadar  mükkemmel  bir olayın oluşunda   tek   geçerli  kuramın,  fizyolojik  ve biyolojik bakımdan  sağlıklı birey  olmanın yeterli olduğu görülmektedir. Gebelik aynı  zamandan  sağlık olmak demektir. Bu kuram insanlar için olduğu  kadar   hayvanlar için de  geçerlidir.

 

Gebelik,  bir seçim ve  şifrenin çözümüdür. Neslin bekası için  hücre çekirdeğinde  saklanan  sır  ve  zenginliklerin  hayat  bulmasıdır.

Adet  ortasında fırlatılan  yumurta (ovum), tuba uterinanın  ampuller bölümünde  sperm ile  karşılaştığında  yüzlerce  sperm içinden  birini  seçme  yeteneğine   sahiptir. Bu işlev  doğanın  kadına  bahşetmiş olduğu  bir  yetenektir. Döllenme  sürecinde  olan bu  şeçim   gerçek yaşamda  da öyle değilmidir ? Bizler,  seçtiğimizi  zanneden zavallı erkekler, aslında  eşlerimiz  tarafından  hepimizin   seçilmiş  olduğumuzu  hiçbir zaman unutmamalıyız. Bu  bakış  açısı ile  gebelik  bir seçimdir. Bu  Seçim  sağlıklı  bir  nesil için  yapılmakta ve  bu önemli  görev de   kadına verilmiştir.!  Bu görev gereği, toplumda  kadın, biyolojik ve  sosyal  anlamda  geleceği  şekillendiren  bir konumdadır .  Toplum yaşantısında  kadının çok önemli bir  yerde olduğunu ,Ulu Önderimiz  Mustafa Kemal Atatürk   “ kadınlarımız  erkeklerden daha çok aydın, daha çok eğitimli  ve  daha çok bilgili olmak zorundadırlar“ sözü ile  vurgulamaktadır. O halde    sağlıklı bir toplum  için mutlaka her bakımdan sağlıklı ve  eğitimli kadınlara ihtiyacımız vardır. Bunu  sağlamak  görevi,  başta   siyaset kurumu olmak   üzere  herkese  düşmektedir.  Kadınlarımız da,  doğanın  kendilerine   verdiği bu konumu, erkeğin gerisinde kalmadan  talep etmelidirler.

 Hücre çekirdeğinde yer alan  kromozomlar kalıtımsal unsur olan genlerin oluşturduğu DNA  çift  sarmalını ihtiva ederler. İnsan vücudunda bulunan  yaklaşık 3 triliyon hücrenin  çekirdeğinde  yer alan, ovumun  ( kadın yumurtası ) döllenmesi ile anne  ve babadan gelmiş olan, 1 cifti cinsiyeti beliryen olmak  üzere, 23 çift kromozom yada 46 kromozom bulunur.

DNA ‘yı oluşturan Nükleik asitlerin temel taşı “purin” ve “primidin “ bazlarıdır. DNA çift sarmalı iki purin ( Adenin, Guanin,) ve iki primidin (Timin ve Sitozin ) bazlarından oluşmuştur. Tüm kromozomlar üzerinde  yer alan toplam uzunluğu 2 metre olan  DNA sarmalı,  bir başka deyişle 4 harfle yazılmış  bir  şifre dizinidir. A, G, T,S  harfleri ile yazılmış olan bu şifre dizini,  insan  gibi  mükemmel bir  canlıyı oluşturan yaklaşık 80 bin proteinin  sentezini,  insan protein yapısnda bulunan 20  amino asit ile  gerçekleştirir. Bir başka deyişle insanı oluşturabilmek için, amino  asitleri temsil eden  20 harfli bir klavyeyi kullanır. Bu  sayede kişiye  özgü  fenotip (dış görünüm ) belirlenir. Gebelik, olağanüstü bir  düzen ve sistem içinde tek hücreden milyarlarca hücreyi kapsayan bir  Organizmanın,  “insanın“ oluşması ve bir  yaşam  gizeminin  ve saklanmış  şifrelerin  çözümüdür.

 Gebelik, yaşam için  evrensel ve evrimsel kanıtdır.

Yer yüzünde  yaşamın oluşumu  milyarlarca   yıllık bir zamanı almıştır. En basit  canlı olan   hücrenin  oluşumu öncesinde,   atomun moleküle dönüşü, moleküllerdenden DNA  gibi zicir moleküllerin  sentezi ve takiben yapısal moleküllerin  ve nihayetinde  hücrenin  oluşumu süreçlerini,  zigotu oluşturan  insanın  germ  hücreleri  olan ovum ve  sperm’in   olgunlaşmaları  öncesinde  yaşanmaktadır. Hücre en basit canlıdır, Hiçbir canlı, hücre aşamasından geçmeden organizma olamaz. İşte  milyarlarca yıldan beri  özenle oluşmuş bu  süreç  ovumun sperm tarafından döllenmesine  kadar her gebelik  öncesi  tekrarlanmaktadır.
DNA sarmalı  üzerinde çeşitli uzunlukta kodlanmış ve A,G,T ve S harfleri ile yazılmış insanda protein sentezini yöneten dizinlere “gen” adı verilir. Bu gen dizinlerine “genotip” ismi verilir. İnsan  genom çalışması, iki insan arasındaki gen farkının % 0.1  düzeyinde  olduğunu  göstermiştir. Bu çalışmaya göre 30 bin  gen saptanmıştır. Genom çalışması evrim  teorisinin   teori  ötesinde  bir  gerçek olduğunun en iyi  göstergesi olmuştur. Fare genlerinin %99,u  sirke  sineği genlerinin % 61’ı ve solucan genlerinin  %43 ‘nün insan genleri ile  benzer olduğu  belirlenmiştir. Bu  yönden   bakıldığında  gebelik  yaşam için  evrensel ve   evrimsel  bir  kanıtdır.

 

 Gebelik  “ana “ olmaktır. Gebelik  “baba” olmaktır.

Kadın ve erkek, birbirine denk, birbirini tamamlayan, insan toplumunun iki ana öğesidir. İki cins arasındaki eşitlik, insanlık tarihi boyunca hep değişkenlik göstermiş ve daha da ötesi kadın aleyhine bozularak erkek egemen bir toplum yaratılmaya çalışılmıştır. İlk çağlarda,  kendine benzer bir canlıyı doğuran kadının “Tanrısal “bir yeteneğe sahip olduğu düşüncesi kabul görmüştür. Ünlü düşünür Hz Mevlana, 13.yy’da, Kadınlar için “Hak nurudur. sevgili değil, sanki yaratıcıdır,yaratılmış değil”  diyerek gebelik ve doğum ile kadının  ana olmasını “sanki yaratıcı” diyerek Tanrısal bir özellik olarak  nitelemiştir.

       Daha sonra insanlar tarafından kabul edilmiş olan tüm dinlerde,  farklı derecelerde olsa da kadın erkek arasındaki eşitlik bozulmuş ve erkek egemenliği öne çıkmış yâda çıkarılmıştır. Kadının sosyal yaşamdan uzaklaştırılması ve eğitiminin kısıtlanmış olması, böyle bir sonucun, toplumlarda ortaya çıkışının önemli sebepleri arasında yer almıştır. 21.yy da  bile  kadının  sosyal yaşamdan uzaklaştırma çabaları  ne yazık ki devam etmektedir. Ancak, tarih sürecinde, çeşitli kültür ve medeniyetlerde, kadın açısından tek değişmez yüce konum “ana”lık olmuştur. “Annelik”, tüm zamanlarda ve kültürlerde kadını yücelten bir durum ve önemli sosyal mertebe olarak kabul edilmiş, ve kadını toplumda saygı duyulan konuma getirmiştir.  Baba olmak  da  en azından annelik  kadar  gurur verici  bir   durum ve  konumdur. Toplumdaki kişilere baktığımızda  anne ve baba olan insanların  çevresi ile daha  barışık, hoşgörülü, ve toplumsal değerleri benimsemiş olarak görebiliriz. Bu  bakış  açısı ile   “gebelik”  “annelik” ve “babalık” kavramları  ile  birlikte  herkes için  yeni bir  umut ve mutluluk kaynağıdır. Bu mutluluklar, doğacak  bebeğin eğitimi, sağlığı ve geleceği güvence  altına alınabilmiş olması ile  sınırlanmıştır. Aksi  takdirde, her  gebelik  ve doğum  mutsuzluk kaynağı  olabilir. 

 

Gebelik hoşgörü  ve  sevgidir.  Anne  ve  baba için ömür  boyu özveridir.

         Döllenmiş  yumurta  yani zigot’un  uterus (rahim)  içine  yuvalanması ile  gebelik  başlar.  Büyüyen ve gelişen  hücre ve dokular tamamen  anne  dokularından antijenik  bakımdan farklıdır. Bir  başka anlamda  anne  vücuduna eklenmiş yabancı  dokular karakterindedirler.  Gebelik bu  özelliği ile    anne için  bir “ allograft” dır.  Her anne  çocuğuna  her  çocukda   annesine  gerektiğinde doku  ve organlarını çok istemesine rağmen veremez. Doku uyuşmazlıkları  görülür  ve  tedavi amaçlı  verilmiş  doku  yada organlar  vücut tarafından atılır  yada  harap edilir. Ancak  gebelik  allograft olmasına  rağmen  gebeliğin başlangıcı ile  annede gelişen “biyolojik  hoşgörü”  sayesinde   gebelik  atılmaz, yok edilmez. Biyolojik  hoşgörü gebelik  hormonu HCG (“Human Chorionic Gonadotropin”)  ve gebelikte süresince salınım miktarları artmış olan  Progesteron, Östrojen  hormonları sayesinde    hücresel immünite de  etkin olan  T Lenfositleri baskılanır. Gebelik kesesinin rahim iç yüzeyine temas  eden  tabakası olan koriyon epiteli tarafından  blokan antikorlar  üretilir. Bunların neticesinde   hücresel  bağışıklık   baskılanarak   gebeliğin  yabancı bir  doku gibi  atılması  ve  yok edilmesi  önlenir.

            Biyolojik  olarak gelişen hoşgörü ile birlikte plasenta tarafından  salgılanan çok sayıda  hormonlar ve  annede oluşan gebeliğe özgü  biyolojik  ve psikolojik değişimler annede  sevgi  ve  şevkat  tohumlarını  filizlendirir. İlerleyen dönemlerde  gebelik sosyal  hoşgörü ve merhamet  duygularını  da  tetikler, geliştirir. Geleceği  kuracak ve kurtaracak  eğititimli  nesilleri yetiştirmek için, gebelikle birlikte annede  başlayan  bu değişimlerin toplumun her katmanında  yerleşmesi ve  yeşermesi  gerekmektedir.

 

Gebelik ve  doğum bir kadın  ve aile için mutlululuk  kaynağı  olduğu kadar, bazan  istenmeyen  sonuçlarında  kaynağı ve habercisi olabilir !

Dünyada ve ülkemizde 12-19  yaş arası  genç kadınların ölüm nedenlerinin başında gebelik ve doğuma  bağlı nedenler  birinci  sırada  yer almaktadır. Ergen ve erken  yaş evlilikleri  sonucunda  oluşan  gebeliklerde,   20  yaş  sonrası  gebeliklere  göre  gebeliğin seyri,  doğum ve bebeğe ait sorunlar  bakımdan istenmeyen  sonuçlar  daha  sıkca  görülürler. Erken yaş gebelikleri ,  iki  gebelik arasındaki sürenin 2 yıldan daha kısa olması, hastane dışında  doğum yapmak  ve  gebelik süresince yeterince  bakım ve  tedavi hizmeti alamamak gibi nedenler  anne  olüm  oranlarını  artırmaktadır.  Ülkemizde  2007  yıl itibari ile   anne ölüm oranı 100.000 de 20  civarınadıır. Bu  oran kabul edilebilir oran değildir. Çünkü  uygar  diye tanımladığımız  ülkelerde  anne ölüm oranı 100 000  de  5-9   arasındadır. Bizim de   en  kısa  süre içinde   anne  ölüm  hızını  100 000de  10  rakamının  altına  indirmemiz  gerekmektedir. Çeşitli nedenlere  bağlı İstenmeyen bir gebelik, kadını bir obje gibi  gören toplumlarda   ne yazık ki bazan  cinayet,  bazan  ölüm  ve  bazan  da  intihar  nedeni  olabilmektedir.!  

 

 Gebelik  bir süreç, doğum ise   yeni bir başlangıçtır.

Gebeliğe  çok daha fazla  anlamlar  yükleyebiliriz. Kısaca,    “gebelik”, bir “süreç ve sonuç”, “doğum” ise yeni  başlangıçtır.  Bu bakış açısı ile  Yunus Emre ‘nin düşüncesi ile “gebelik”, ete ve kemiğe  bürünüp “insan” olarak  görünmenin başlangıcı ve yoludur. Doğum, eğitim ile, “İnsan” olmaya aday “bebeğin” hayata sunumudur.  Var olmaya doğan  bebeklerimizi  sağlıklı büyütmek,  ve  eğitmek için aile dışında  da  toplumun  her  kesimine  önemli görevler  düşmektedir. Bu anlamda             “gebelik ve doğum” toplumun  bekası  için  başta anne  ve  babaya  verilen bir  “sorumluluk  ve yükümlülüktür”.!